abe şair

 

Bu bağışlanmak isteği de
Nerden çıktı şimdi
Cam gerisinde bir başına
Şu kumrunun gözleri
Yeşille karmakarışık
Bir türlü anlıyamıyorum

Bu bağışlanmak isteği de
Nerden çıktı şimdi
Bir ömür boyu
Birbirimizi görmediğimiz
Bu güzel başım
ve sanki bi inada
Yürütüp getirdiğim bu ayaklar
Ve nedense her sarhoşluğumda
Bakıp da özür dilediğim bu ellerim
Bugün benden ayrı ve uzak
Ve güzel güneşe gülüyorlar
Fena yakalandım bu sabah
Göğün mavisine.

Müştak Erenus

 

 

 

 

Onlara hiç yakışmayan elbise
İdeallerinden dokunan
Duygularından biçilen
Gençliklerinden düğümlü

Nefesleri kesen

Giydikleri
hükümdü ...

Kaynak: Nefes Çiçeği

Öncel İpekçi

 

 

фото | _БУДЯ_ | _ИГРЫ СО СМЕРТЬЮ_

 

 

İnsan bir açmaza düşmeye görsün
Başlamasın bir çöküntü yürekte
Ölümdür o yerde düşündüğün
Sevilmek de boştur artık sevmek de

Gün ortası karanlık diz boyudur
Acıdır hep geçmişten ne kalmışsa
Yaşamak! O yanıtsız bir sorudur
Huzur bitmiş, hayaller dağılmışsa

Nefes almak yitirir anlamını
Boğazına dizilirken lokmalar
Bir çaresizlik sarar dört yanını
Sesler uzaklaşır, söner lambalar

İsyanın yüreğine sığmaz olur
Hep kader gelmişse sevinç yerine
Ölümün kara gölgesini bulur
Şimdi bakanlar yorgun gözlerine

Bir bozgun başlamıştır ki amansız
Düşmüştür kalelerin birer birer
Bak! Savaşçıların yatıyor cansız
Onlar ki hep sevdiler, hep verdiler

Yitirdin neyin varsa, anla artık
Tek başına kalan sensin ortada
Düşlerin toz duman, umutlar kırık
Dün anlamsız, yarınlar paramparça

Yapayalnızsın koca bir evrende
Uzakta, taparcasına sevdiğin
Gelmiyecek, ne kadar gel desen de
Ondan böyle bir yangın yeri için

Ondan böyle yıkılan bir dünyanın
Altında bak tek başına kalmışsın
Uzağında özlediğin bir anın
Çökmüşsün, devrilmişsin, yıkılmışsın

Sarmış kollarını boynuna ölüm
Ne yapsan boş, kurtulamazsın artık
De ki:-- Hep yalanmış, bitiyor öyküm--
Bak! Can kuşun havalarda çığlık çığlık...

Ümit Yaşar Oğuzcan

фото | Mickaella | Натюрмортрет

 

Abe şair,
bizim de bir çift sözümüz var
«aşka dair.»
O meretten biz de çakarız
biraz..

Deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti yaz
sarı
tahta vagonları
ter, tütün ve ot kokan
bir tren gibi.
Halbuki ben
istiyordum ki gelsin o
kırmızı bakır bakracında bana
sıcak süt getiren gibi...
Fakat neylersin,
yaz böyle gelmedi,
yaz böyle gelmiyor,
böyle gelmiyor, hay anasını... şey!..

EEEEEEEEEY...
kızım, annem, karım, kardeşim
sen
başında güneşler esen
altın gözlü çocuk,
altın gözlü çocuğum benim;
deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti de yaz,
ben, bir demet mor menekşe olsun
getiremedim
sana!
Ne haltedek,
dostların karnı açtı
kıydık menekşe parasına!

1930

Nazım Hikmet Ran

 

 

Usulca okşuyor sesi sabahı
Güne ulanan bebek uykusu
İğdiş sevinçlere hazırlanıyor

Usulca geriniyor düş günlerine
Eşkiya doğası çiziyor sınırları
Sağıyor sevginin memelerini

Usulca sofalara sızıyor korkusu
Özgürlüğü bilmiyor kuşatılmış
Kıyısında hiç yaşamadığı sevda

Müstevli ordulardan arta kalmış nefer
Yalnız ve içedönük kimi zaman da
Usulca çıkıvermiş mısır tarihinden

Aydın Hatipoğlu

 

 

фото | Mickaella | Портрет

 

suç gözlerinin
dahlim yok derinliğinde uçmaya
boşaltılmış bir deniz
ve sonsuz bir kıyısın önümde
mahrem ve mahrum bir aşk için
yürürüm dağlara

adını çekiyorum
kalbimin tartımından
canhıraştır seherim

kaçak soruların ay kanadıyım
aklın gergefinde gidebilirim
yine de sahipsiz günahlar saltanatıyım

“sana zorsa bırak yanayım
kolaysa esirgeme” Rabbim
bu tuzaklar evinde tenha bırakma

ya gel anlat beni
ya al yanına

bilirsin kaç kez yıkandım tevbelerle
daha kaç sonbahar sonrasın
yoruldum yürümekten leyla gölgelerinde
yüreğin ilmini öğret
Rabbim bir de

Kaynak: Tali Bir Akşam İsmail Aykanat

фото | Mickaella | Джокер

 

 

Rüzgara kapıldı dalım, budağım
Sandalda su yutar oldu bu sıra
Sudan tat almıyor dilim, dudağım
Sabırtaşı yutar oldu bu sıra

Ölçüye vurmak zor emeği, teri
Her sözü demek zor gelse de yeri
Diken batardıya eskiden beri
Güller bile batar oldu bu sıra

Polatoğlu bir devrandır dönüyor
Sevmeyenler sevenleri kınıyor
Gönül vefa diye, diye yanıyor
Çok alıngan beter oldu bu sıra

Yusuf Polatoğlu

 

 

Çok tenha bir kumsala çekilmiş
Bir dilim taze kavun sandalı
Masanın ayağından sular geçiyor

Çıplak memeni okşayan rüzgar
Bir turunç kokusuyla sarıyor
Buğulu kadehe bakan yüzümü

İkindi güneşi bir pencerenin
İşlemeli demirine vuruyor
İçerdeki kuşlar dağılsın diye

"Aptal" diyor "durma orda yanarsın"
Gölgeye çağırıyor tales eşeğini
Zeytinin dibinde bir ufacık kız

Bir bakır mangaldan iki istavrit
Gizlice göz kırpıyor kedilere
Defneler yaprak kabartıyor

Balıkçılar ağ atıyor durgun denizin
Dibini ısıtan mor yıldızlara
Ve akşam da onlara ağ atıyor

Alıp götürecek ay görününce
Herkes sevdigini yer yatağına
Yeryüzü sevişince değişiyor

Kaynak: Pera'lı Bir Aşk İçin Divan Onat Kutlar  

 

Yorum Yaz